Cumhuriyete Yönelik Tehditler ve Sonuçları

Konusu 'T.C. İnkilap Tarihi Ve Atatürkçülük' forumundadır ve Hande tarafından 18 Eylül 2013 başlatılmıştır.

  1. Hande

    Hande Moderator

    Cumhuriyete Yönelik Tehditler ve Sonuçları

    Cumhuriyet ve demokrasi yönetimleri; hürriyet, özgürlük, eşitlik ve millî egemenlik esaslarına dayanır. Özgürlük, kişilerin başkalarına zarar vermeden dilediklerini yapabilmesidir. Eşitlik ise dil, renk, cinsiyet, ırk, inanç, siyasal düşünce vb. nedenlerle bireylere ayırım yapılmaksızın hukuk önünde eşitliğin sağlanmasıdır. Cumhuriyet ve demokrasilerde kanunlar; hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa ayrım yapılmaksızın eşitolarak uygulanır.

    Osmanlı Devleti'nin son zamanlarında yaşanan savaşlar ve kurtuluş savaşının olağanüstü şartları ülkede yönetim boşluğunun oluşmasına neden oldu. Millî egemenlik ve eşitlik esasına göre kurulan Cumhuriyetin yönetiminin yaygınlaştırması, halkın üzerinde etkisi olan nüfuz sahibi kişilerin rahatsız olmasına neden oldu. Bu kişiler, uygun zamanı bulduklarında isyan çıkarttılar. İsyancılar halkın dinî inançlarını ve bölgesel farklılıklarını da kullanmak istediler. Hatta Cumhuriyetin kurucusu olan Atatürk'e suikast girişiminde bulundular. Ülkede demokrasinin gelişmesini engellediler. Çok partili hayatın kesintiye uğramasına neden oldular.

    ■ Şeyh Sait İsyanı

    Misakı millî sınırları içerisinde kalan Musul vilayetinin hangi ülkeye ait olacağı konusu Lozan Barış Antlaşması'nda çözüme kavuşmamıştı. İngiltere zengin petrol yataklarını barındıran Musul vilayetinin Türkiye'nin yönetimine girmesini istemiyordu.

    Şeyh Sait Ayaklanmasının başlamasında Musul meselesini kendi lehine çözmek isteyen İngiltere'nin yürüttüğü casusluk faaliyetleri de etkili oldu. İngiltere, halifeliğin kaldırıldığını gündeme getirerek halkın dinî duygularını ve bölgesel farklılıklarını kullandı. Bu durum ayaklanmanın çıkmasında etkili oldu.

    Şeyh Sait Ayaklanması, 13 Şubat 1925'te Genç ilinin Piran köyünde başladı. İsyan Elazığ, Bitlis ve Muş'a kadar yayıldı. İsyancılar ilerleyerek kuzeyde Erzurum, güneyde Diyarbakır önlerine kadar geldiler. Fethi Bey Hükûmeti, isyanı bastıramayınca istifa etti.

    Yeni hükûmeti İsmet Paşa kurdu. Ayaklanmanın bastırılması için birçok önlem alındı. Ülkenin doğusundaki ordu birlikleri takviye edildi. Bölgede sıkıyönetim ilan edildi. Bölgedeki huzur ve güvenliği sağlamaya yönelik Takriri sükûn Kanunu çıkarılması (4 Mart 1925), bunlardan biridir.

    Alınan bu önlemler sonucunda ayaklanma 15 Nisan1925'te bastırıldı. Bir kısım üyelerinin ayaklanmayla ilgisi olduğu iddiasıyla Terakkiperver Cumhuriyet Partisi kapatıldı. İngiltere'nin etkisiyle Musul, Irak Hükûmeti'ne bırakıldı.

    ■ Mustafa Kemal’e Suikast Girişimi (15 Haziran 1926)

    Türkiye Büyük Meclisinin I. dönem milletvekillerinden olan Ziya Hurşit taraftarları Cumhuriyete ve bu dönemde yapılan inkılaplara tepki gösteriyorlardı. Ziya Hurşit ve taraftarları Batı Anadolu’yu kapsayan yurt gezisinde Mustafa Kemal'e İzmir'de suikast girişiminde bulunmayı tasarladılar. Mustafa Kemal'e, yapılan suikast girişimi, suikastçıları Yunanistan'a kaçıracak olan motorcu Giritli Şevki'nin ihbarıyla sonuçsuz kaldı. Suikast girişiminin öncüleri güvenlik güçleri tarafından yakalandı. Bunlar İstiklal Mahkemeleri'nde yargılanarak cezalandırıldılar. İttihat Terakki Fırkası'nın ve Terakkiperver Cumhuryet Fırkası'nın bazı taraftarları da suikast girişimi ile ilişkili oldukları gerekçesiyle tutuklandılar. Mustafa Kemal'e yapılan suikast girişiminin de etkisiyle 1930 yılına kadar Cumhuriyet Halk Fırkası'nın dışında başka bir parti kurulmadı.Cumhuriyet'e yönelik bir tehdit olarak ortaya çıkan Atatürk'e suikast girişimi Türk milleti tarafından nefretle karşılanmıştır. Türk milleti ülkenin her tarafından telgraflar göndererek Cumhuriyete ve Mustafa Kemal'e bağlılığını bildirmiştir.

    Atatürk, suikast girişimi ilgili şu açıklamayı yapmıştır: “Temeli büyük Türk milletinin ve onun kahraman çocuklarından oluşan büyük ordumuzun vicdanında akıl ve bilincinde kurulmuş olan cumhuriyetimizin ve milletin ruhundan doğmuş ilkelerimizin bir vücudun yok edilmesi ile bozulabileceği görüşünde bulunanlar, çok zayıf dimağlı talihsizlerdir. Bu gibi talihsizlerin, cumhuriyetin adalet ve kudreti elinde hak ettikleri davranışla karşılaşmaktan başka kısmetleri olamaz. Benim değersiz vücudum mutlaka bir gün toprak olacaktır fakat Türkiye Cumhuriyeti sonsuza kadarsürekli kalacaktır.”1

    ■ Kubilay Olayı (23Aralık 1930)

    Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın kendisini feshetmesinden 33 gün sonra Manisa'da bulunan Derviş Mehmet adındaki isyancı çevresine topladığı yandaşlarıyla birlikte İzmir'in Menemen ilçesine geldi. Menemen'de halkın dinî duygularını istismar ederek isyan çıkarttı (23 Aralık 1930). Halktan bazı kimseler de kendilerine katıldı. İsyancılar, kendilerine engel olmak isteyen küçük bir birliğe komuta eden, Öğretmen Asteğmen olarak vatani görevini yapmakta olan Mustafa Fehmi Kubilay'ı ve iki bekçiyi şehit ettiler. İsyancılar, bu olay ile Menemen sokaklarında, halkı kışkırtmaya çalıştılar.

    Menemen'de çıkan isyan bastırıldı. İsyancılar yakalanarak gerekli cezaya çarptırıldı. Kubilay olayının etkisiyle çok partili hayata geçiş çalışmaları sekteye uğradı. Cumhuriyetin varlığına yönelik olarak ortaya çıkan Menemen Olayı'nı, Türk milleti mitingler düzenleyerek protesto etmiştir. Cumhuriyete olan bağlılığını ortaya koymuştur. Türk milletinin yardımlarıyla Menemen'de şehit olan Öğretmen Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay, bekçi Hasan ve Şevki'nin adlarının kazındığı tunç heykel yaptırıldı. Heykel 24 Aralık 1934 yılında görkemli birtörenle açıldı.

Sayfayı Paylaş